Sarı Sıcak Bir Yolculuk

Sarı Sıcak Bir Yolculuk, geçmişin karanlığında, fotoğraflar, rüyalar ve anılar içinde, kendi gerçeğini ve kimliğini arayan bir kadının içsel yolculuğunun hikayesi... Devamı »

Kağıt Kayıklar

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında... Devamı »

Şebnem Kartal Kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. 1995 yılında aynı üniversitede, sosyal psikoloji yüksek lisans programını tamamlayarak psikolojide uzmanlık derecesi aldım. Devamı »

 
old-clock_015

Öyle Bir Boşa Geçer Zaman Ki…

Şiddeti Kınayanlar Şiddet Uygular…
Acımasızlık, sevgisizlik ve şiddeti işlediler. Sahtekârlık, hırsızlık ve ihaneti işlediler. Bir devrin, bir dönemin kederini, katlini koydular önümüze. Her çeşit psikopatolojiyi ince ince çalıştılar. Sonra bir baktık ki, şişman bir kadın karakteri, bir tango sahnesinde uzun ince alaşağı etmişler.
Bazen öyle bir boşa geçer zaman ki… Bize çok şey bıraktığını düşündüğümüz bir anda, öyle bir boşuna yaşamışlıkla karşılar ki bizi… Utanırız!

portraits_3

Otuzunda Kadın Olmak

Benden sekiz yaş küçük bir kuzucuk var hayatımda. Yirmiye bastığım günden beri her beş yılda bir soruyor; “Nasıl bir duygu?” Her defasında “Müthiş,” diye yanıtlamışım. Kırkıncı doğum günümde “Yok artık,” dedi. İnanılır olmaktan çıktığımı, bundan sonra onun için güvenilir bir rehber olamayacağımı söyledi. Kendimi teselli etmek için böyle söylediğimi düşünüyormuş.

pinocchio vintage

Yaratıcılık ve Yalan

Ortak noktaları hayal gücünün zenginliği olduğu için, yalan söylemekle, yaratıcılık arasında bir bağlantı varmış gibi görünebilir. Fakat ikisini birbirinden ayıran çok önemli bir farklılık var. Yaratıcı bir faaliyet içine girdiğinizde, kendi ruhsal gerçekliğinizi ortaya koyan bir kurgunun peşine düşersiniz ve herkes bunun kurgu olduğunu bilir.

sebnem_kartal_1

Şebnem Kartal: Kâğıt Kayıklar

‘İnsan nerede ve nasıl dağıldığını bilemeden, kayıp parçalarını toparlayamıyor’

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında köşesinde dururduk oysa. Bilirdik ne zaman acıktık, ne zaman helâya, ne zaman uykuya gittik. Ne zaman bunaldık, Haydarpaşaya çıktık. Ne vakit geçtik Deniz Otelin önünden, İskele Sokaktan aşağıya ne zaman indik. Ne vakit buluştuk kızlarla muhallebicide. Kâğıt kayıkları ilk ne zaman keşfettik. ” Uzman Psikolog Şebnem Kartal’ın,

PSİKOLOJİ ÇALIŞIYORUZ – 1

HPIM1908.JPGNEREDEN BAŞLAMALI?

Genç arkadaşlarımdan biri sordu, “Hocam, nereden başlayacağız?” En küçükten diye düşündüm. Ve en yaşamsal olan meseleden; beslenmeden… Meslek hayatımda, çok karşılaştığım sorulardan biridir;

“ÇOCUĞUM YEMEK YEMİYOR, NE YAPMALIYIZ?”

“Beklemelisiniz…”

Aileler bu cevaptan nefret eder. Fakat inanın, bazen, cevap bu kadar basit olabilir. Bir çocuğun karşısında 5 kişi her türlü sahne sanatını beceriksizce sergilemeye çalışırken, o çocuğun yemek yemesini beklemek büyük haksızlık. İnsan çok temel bir ihtiyacını karşılarken, bu kadar çok uyarana ne gerek var?

ÜZERİNDE MİNİ ETEK YOKTU!

27904018Kırk beş yıllık kadınlık hayatımda kaç kez tacize uğradığımı bilmiyorum. Yirmi dört yıllık meslek hayatımda kaç kadının, genç kızın ve kaç kız çocuğunun taciz ve tecavüz travmasına tanıklık ettiğimi hiç bilmiyorum.

Henüz 10 yaşındaydı. Annesini avutuyordu, “Acımadı anne!” Kendi evinde, sıcacık salonunda, ona keman dersi veren öğretmeni tarafından tacize uğramıştı. Üstelik annesi mutfakta onlara sigara böreği kızartıyorken… Üstelik baba eve gelmek üzereyken… O babayı katil olmaktan kurtaran, anneyi yatıştırmak zorunda kalan o kız çocuğuydu, ben değil! Yılların psikoterapisti, saçlarını tek bir odada ağartmış, o psikolog kadın değil.

Adların esaretinde iki paralel doğru üzerine psiko-politik bir deneme

AHMET DavutOĞLU’nu düşünüyordum. Aklıma rahmetli AHMET BakatOĞLU geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızın, kendi oğlu tarafından öldürülmüş büyük dedesi.1 Siyasal tarihimizde zaten çokça var olan AHMET’lerden birinin, Tayyip Erdoğan’ın boşalttığı yeri doldurması, bana mazideki bir yaranın bir nebze olsun kapatılma çabasını düşündürdü. Yine de adlar arasındaki bu benzerliği, mesleki deformasyona bağlı bir “algıda seçicilik” durumu olarak tanımlayıp, “ne tesadüf!” nitelendirmesiyle geçiştirdim.