Sarı Sıcak Bir Yolculuk

Sarı Sıcak Bir Yolculuk, geçmişin karanlığında, fotoğraflar, rüyalar ve anılar içinde, kendi gerçeğini ve kimliğini arayan bir kadının içsel yolculuğunun hikayesi... Devamı »

Kağıt Kayıklar

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında... Devamı »

Şebnem Kartal Kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. 1995 yılında aynı üniversitede, sosyal psikoloji yüksek lisans programını tamamlayarak psikolojide uzmanlık derecesi aldım. Devamı »

 

Atatikçi, Şapka Devrimi ve hadım edilmiş kadın üçlemesi

Kısa bir süre önce, sevgili Nihat Genç’in, bir yazısını okumuştum. Geçmiş zaman olur ki, Ali Kemal Bey diye bir zat varmış. Bu kişi, bugün siyasette adı geçen birinin akrabasıymış. Ali Kemal Bey’in, ölümünün üstünden bunca yıl geçtikten sonra, Nihat Genç’in dikkatini çekmesinin sebebi ŞAPKA DEVRİMİNE karşı çıkmış olmasıymış. Bu durum haliyle, günümüz Türkiye’sinde siyasette var olmaya çalışan birinin eline ayağına dolaşıyor. Çünkü mantığımız bize, nesiller öncesinde yaşamış aile fertlerinin hayata bakış açılarını, ideolojilerini olduğu gibi kopyalamış olduğumuzu dayatıyor. Ayrıca, hepimiz büyükbabalarımızı, büyükannelerimizi, büyük büyük amcalarımızı, teyzelerimizi, onların kuzenlerini, yeğenlerini hatta baldızlarını, kayınçolarını filan seçme özgürlüğüne de sahibiz malum. Nesiller arası aktarıma, ruhsallık çerçevesinde bakıldığında hiçbir itirazım yok. Tam tersine çalıştığım ve çok önemsediğim bir konu. Fakat burada söz konusu edilen ruhsallık değil, fikirler ve zikirler. Nereden, kaç kuşak öteden, hangi bağıntıyla akraba olduğu bilinmeyen bir kişi, sırf şapka devrimine karşı çıktı diye, bugünün siyasetine nasıl malzeme oluyor anlayabilmiş değilim.

Herkesin herkese faşist kaldığı, herkesin birbirini ırkçılıkla suçladığı ama ne yazık ki bu bağlamda kimsenin birbirinden farklı olmadığı zamanlar yaşıyoruz. Sizce şimdi bu söylem, ülkenin her daim sağ kanadına yakıştırılan ve hatta yapıştırılan söylemlerine inat, ayakları yere basan bir argüman olabilir mi? Belki Ali Kemal Bey, değişime dirençli bir insandı. Belki alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyordu!

Üstelik bu eleştiriyi yapan sevgili Nihat Genç, siz şapka takıyor musunuz? Ben takıyor muyum? Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı, sayın muhalefet liderleri takıyorlar mı? Evet, yıl 1925, aylardan kasım, resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe girmiş bir kanun. Ve 1982 Anayasasının değişmeyen nadir maddelerinden biri olarak (174) halen yürürlükte. Bu durumda ben sizinle ilgili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunabilirim, siz de benimle ilgili bulunabilirsiniz. Savcı bakacak kafalara, şapka yok, yaz kızım Müberra… Bu şapka mevzuu çok derindir aslında da, lafı uzatmak istemiyorum (bkz. Demirel’in şapkası, Ecevit’in kasketi, Fethullah’ın takkesi).

Şapka konusunu kapatıyor, sevgili Emin Çölaşan’a söylenmeye başlıyorsunuz; bu kez de argüman ATATİKÇİLİK! Yazıda büyük bir tutarsızlık olduğunu düşünüyorum. Nasıl oluyor da, 1925 yılında, şapka devrimine karşı çıkmış bir zatın ismi, bugününün siyasetçilerinin önüne Atatürkçü olmadıkları gerekçisiyle bir engel teşkil edecek şekilde ortaya konurken, başka bir kişi ATATİKÇİ olmakla suçlanabiliyor? Ha BAKARA MAKARA, ha ATATİKÇİ. Ha İKİ AYYAŞ, ha ATATİKÇİ. Sevgili Nihat Genç, emeğinize saygım sonsuz, Çölaşan’a da aynı şekilde, çünkü emek ve emekçi kutsaldır. Kutsala saygıda kusur edilmez.

Fakat kutsalımıza nereden laf gelse, hangi cepheden taş atılsa tepkimiz aynı olmalı. Yoksa kendimizle çelişiriz ki, bu da bizi samimi olmaktan uzaklaştırır. ATATÜRK kimsede tik yapmaz. Severiz, sevmeyiz, onaylarız, onaylamayız ama ülkelerin, milletlerin, halkların KİLİT TAŞLARI vardır. Onu çekersek, harç biter yapı paydos. İşte o zaman çatı çöker. Deyin ki, ben bu siyaset adamını sevmiyorum. Ama onaylayıp, arkasında durana hakaret etmek, bu alaycılık, bu üstenci tavır niye? Biz artık kendimizle kavga eder hale geldik, biz bize muhabbet dönemi bitti, biz bize muhalefetiz cümleten. KENDİMİZE BİLE MUHALEFET eder hale geldik, yazık bize. ATATÜRK’ün şapka devrimini neden çıkarttığını şimdi daha iyi anlıyorum, şapka olmayınca kafaların durumu ortada… Üşüyor muyuz, güzel başlarımızı üşütüyor muyuz artık, ne bileyim. Bir bildiği vardı demek ki rahmetlinin.

Gelelim yazınızdaki üçüncü konuya. Yazınızda “Ağalar, beyler” sıralıyorsunuz hitap ederken, hanımlar hiç yok. Yine aynı tutarsızlıkla, mezhep ayrımcılığı ile ilgili konuşurken, Türkiye’yi “HADIM EDİLMİŞ İHTİYAR BİR KADIN”a benzetiyorsunuz. Mezhep konusunda ötekileştirilme, ayrımcılık kapsamında ele alınabiliyor da, cinsiyet konusunda ötekileştirilme, ayrımcılık kapsamında ele alınamıyor mu? Türkiye, zavallı, hadım edilmiş, ihtiyar bir kadına benzetildi, öyle mi? Belki doğru, fakat ne yazık ki bu benzetmeyi yapan sizsiniz. O zaman lütfen ayrımcılıktan söz etmeyin.

KADINLAR! Sevgili Nihat Genç, VAJİNALARIYLA DOĞARLAR, hadım edilmezler! Kadın, erkeğin hadım edilmiş hali değildir! Üstelik ihtiyarladığında da erkekler kadar, hatta daha fazla işlevseldir. Çok özür dileyerek söylüyorum; bu ülkede kimse kimseden daha aydın değil. Eni sonu herkes aydınlanmaya çalışıyor. Atatürk’ün devrimlerine sahip çıkıp, kendini Atatürkçü olarak ifade edenlere, beğenelim ya da beğenmeyelim, sayalım ya da saymayalım, ATATİKÇİ demeye hakkımız olmadığını düşünüyorum.

Çok sevdiğim bir arkadaşım vardır; zamanında; “Bizim insanımız böyledir, TİKİ TİKİYİ GÖRÜNCE, ‘Aaaa, TİKİYE BAK’ der,” demişti. Haklıydı, herkes önce kendi TİKİNE baksın gerçekten, sonra ötekinin TİKİNE bakar. Ben de hepimize aynaya bakmayı öneriyorum; belki bizim de sadece karşımızdakinin görebildiği bir tikimiz vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>