Sarı Sıcak Bir Yolculuk

Sarı Sıcak Bir Yolculuk, geçmişin karanlığında, fotoğraflar, rüyalar ve anılar içinde, kendi gerçeğini ve kimliğini arayan bir kadının içsel yolculuğunun hikayesi... Devamı »

Kağıt Kayıklar

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında... Devamı »

Şebnem Kartal Kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. 1995 yılında aynı üniversitede, sosyal psikoloji yüksek lisans programını tamamlayarak psikolojide uzmanlık derecesi aldım. Devamı »

 

HASTANE NOTLARI

Travmalar acı deneyimler, bir o kadar da öğretici. Günlerce delik deşik edilen ellerimden çıkabilen kısa notları derledim. Uzun yazmak gerekmedi, bazı yaşantıları hatırlamak için tek bir sözcük yeterli oluyor.

Hastane Notlarından – 1

Kesin hastalanıyorum ben, her yerim kırılıyor. Fakat bunun için doktora gidemeyeceğim. Boğazım da acıyor, aklımda hep aynı şiir; yıllar önce yazdığım ve her boğazım acıdığında istemsiz bir şekilde zihnimden geçiveren; Ben seni seviyordum haberin yoktu… Yürüyordu gece, kederliydi ayak izleri… Suskundu gün, her zamanki gibiydi. Narin bildiğimiz kar, hoyratça tepeliyordu dizlerimi… Camgüzeli halime bakıp sanki gülümsüyordu, kimse bilmiyordu yüreğimin gizlerini… Boğazım çok acıyordu, söyleyemedikçe hallerimi… Yutkunmak için çokça içiyordum, kimse bilmiyordu ıhlamurdan nefret ettiğimi… İçim bulanıyordu; tarçına çokça, bazen karanfile dayanıyordum… Ben seni seviyordum… Haberin yoktu…
Birkaç gün böyle geçti, sonra ofiste söylenmeye başladım. “Ben zatürree oldum kesin. Artık öksürürken ciğerim sökülüyor.” Seansa girip çıkıyorum ama dayanacak da gücüm kalmadı. Zihnimi kurtlar kemiriyor; “Danışanım yola çıkmıştır zaten, bu saatten sonra nasıl iptal ederim. De ki ettim, ne düşünür, nasıl hisseder, terapi sürecini nasıl etkiler.”

Boyuna Pınar’a nazlanmaya başladım; “Bakar mısınız, ateşim de var sanki.” Elini alnıma koyuyor, sonra kendininkine bakıyor. “Yok canım, bişeyciğiniz yok, çok yoruldunuz ya, ondan öyle geliyor size. Ihlamur da kaynatırım ben şimdi…” “Nefesim de yetmiyor ama… Vallahi zatürree oldum ben.” Israrla “Yok,” diyor, ne bulduysa attı demliğin içine, zencefilden kuşburnuna… “Olur mu öyle şey bu havada, yapmayın Allah aşkına.” “Daha önce hiç olmadım ama biliyorum ki bu zatürree.” “Aman canım ağzınızdan yel alsın. İyi artık, demeyin öyle.”

Üç gün böyle geçti, sonra kendi elleriyle yaka paça götürdü beni hastaneye. Filmler, tomografi, aç sırtını, al nefes, ver nefes, hırıltı, zırıltı, öhö möhö… Tanı kondu; “Ağır bir zatürree ve astım krizi!” Duydu ama duyamadı, ne yana bakacağını şaşırdı gözleri. O gündür dört dönüyor etrafımda… Ben kötüyüm, o benden kötü. Fakat bize kalan önemli birkaç şey var;

1. Sevdiklerinize inanmayı deneyin. Doğruyu söylüyor olabilirler.
2. Negatif olanı inkâr etmeyin. Gerçek, reddettiğimizde bizden uzağa gitmiyor. Başa çıkmak için önce kabullenmek gerek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>