Sarı Sıcak Bir Yolculuk

Sarı Sıcak Bir Yolculuk, geçmişin karanlığında, fotoğraflar, rüyalar ve anılar içinde, kendi gerçeğini ve kimliğini arayan bir kadının içsel yolculuğunun hikayesi... Devamı »

Kağıt Kayıklar

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında... Devamı »

Şebnem Kartal Kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. 1995 yılında aynı üniversitede, sosyal psikoloji yüksek lisans programını tamamlayarak psikolojide uzmanlık derecesi aldım. Devamı »

 

NEDEN EKMELEDDİN İHSANOĞLU? Bir Logo Polemiği Üzerine Sosyal-Psikolojik Çözümlemeler

967901_62ede05ec0b63464598986c7e0d293b5

A) BİR ÇOCUKLUK HATIRASI

“Bana çocukken ‘EKMEK derlerdi’ dedi.” Çocukluğuna gitti. Naif, çok saf, çok samimi bir söylem. Bir yandan çok kararlı, tutarlı bir strateji izliyor; kurtlar sofrasında dirsek çürüttüğünün delili olacak türden… Son yıllarda hepimizin diline yapışıp kalan o iğrenç, ağız dolusu şiddet içeren, alaycı, düzeysiz üsluba, sataşmalara ve teyakkuz siyasetine karşı dimdik duruyor.

Amiyane tabiriyle ona laf sokan herkese, kimi zaman sadece zarif bir cümleden, kimi zaman sadece suskun bir gülümsemeden ibaret yanıtlar veriyor. Evet, belki SİYASETTE BİR KURT, CİNGÖZ BİR DİPLOMAT ama diğer taraftan yetmişlerini yaşayan O SAF ÇOCUK olarak da karşımıza çıkabiliyor. Sonra bir bakıyorsunuz; “TORUN İSTİYORUM,” diyen bir dedeye dönüşüyor. Çünkü içten, çünkü gerçek. Abi gibi, amca gibi, dede gibi, BABA gibi bir adam. Dinledikçe o kadar da yabancı değil. Hatta çok tanıdık, eski bir aile dostu gibi. Baba yadigârı gibi… İnsanın oturup beraber çay içesi geliyor. Salatanın yağı, çorbanın tuzu az olsa, yine de “ELİNE SAĞLIK YAVRUM,” diyecek biri sanki.
DEMİRTAŞ’la da çay içebilirim belki, sohbet yemeğe kadar uzanmasa da idare edebilirim. SOSYALİST bir duruş sergiliyor. Ama sadece sergiliyor. Her sergiye, yaygıya, her alkışa, yaygaraya aldanacak kadar SAF DEĞİLİZ artık, değil mi? KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ bazlı bir siyasal yapı benim için artık SOSYALİZMİ temsilden uzaktır. Eğer ÖÇ ALICILARLA ORGANİK BAĞINI, ya da EZELİ ve EBEDİ GÖBEK BAĞINI koparabilmiş olsaydı, onunla bir çorba da içerdim belki, ama o kadar.
“ÖTEKİ”ne hiç girmiyorum, desem de çok doluyum, söylesem olmuyor, sussam olmuyor. Öfkemi, nefret söylemleriyle ifade edebilen biri değilim. Kızgınlığım, sıklıkla ve hızla kedere dönüşüp içime düşüyor; bela okuyamıyorum, kahredemiyorum. İçimden sadece şunlar geçiyor; O benim elimden SU bile İÇMEZ. Davetimi kabul etmez. Beni tanımıyor ama benden nefret ediyor. Ondan korkuyorum, ürküyorum. Ve en kötüsü O BENİM KALBİMİ ÇOK KIRDI. Beni çok ağlattı, vicdanımı kanattı, çaresiz, zavallı bıraktı. Onurumla, mesleğimle, ekmeğimle oynadı.

B) KİTAP, BAYRAK, EKMEK

Ona sordular, “Anlamı ne?” “Bizim için üç şey kutsaldır” dedi. Sıraladı; “Kitap, bayrak, ekmek” Ulusalcılar ve milliyetçiler kızmış olabilir, neden önce bayrak değil? Benim için sırası hiç önemli değil. Ekmek, bayrak, kitap… Ya da bayrak, kitap, ekmek… Çünkü zaten, özellikle son yıllarda üçü iç içe geçmiştir. Ekmek paylaşılır, bayrak birleştirir, kitap paylaşmayı ve birleşmeyi emreder.

C) EKMEK BERKİN’DİR

“Neden?” diye sorulduğunda bunu söylemedi. Ama pek çoğumuzun aklına ilk Berkin geldi. Kaşlarıyla yüreğimize kara bir kuş olup uçan çocuk… Biraz durup içimizde, bizi bizden alıp göklere kaçan çocuk… Arkasından bir RAHMETİN esirgendiği, iftira üstüne iftira atılan, gözü yaşlı, yüreği yaslı anası yuhalanan çocuk… EKMEK BERKİN’DİR, EKMEK RAHMETTİR.

D) HAYAT BİR EKMEK KAVGASIDIR

“Neden?” diye sorulduğunda bu yanıtı vermişti; “Çünkü hayat bir ekmek kavgasıdır.” Ne kadar anlamlı bir söz… Gerçekten niye yaşıyoruz ki? Niye çalışıyoruz? Öncelikle hayatta kalmak, var olmak, sonra üretmek, gelişmek, bir işe yaramak, kendimizi gerçekleştirmek ve ölümsüzlüğümüze bir çare bulmak adına hayata bir tohum ekmek için… Siyaset-çıkar zincirinde bir halka olup, birilerinin eteğinin altına saklanmasak da, hepimiz birer “SURVIVOR” değil miyiz? EKMEK YAŞAMAKTIR, EKMEK HAYATTIR. Ekmek, İsrail’e sövüp, kendi tohumumuzu ekmeyi yasaklatan zihniyete karşı direnmektir. “Gâvur tohumu,” naraları atarak, İsrail’den gelen tohumun çiftçimize, toprağımıza dayatılmasının karşısında durmaktır. Ekmek, bitirdiğimiz tarımcılığı, hayvancılığı, kendi yağımızda huzur içinde kavrulmayı, toprağımızı alın terimizle sürmeyi hatırlamaktır. KÖYLÜNÜN EFENDİ OLDUĞUNU UNUTMAMAK ve bu sözün arkasında emeğe, üretime, alın terine duyulan hürmetin, minnetin yattığını hatırlamaktır. Halka, emeğe, emekçiye değerin sembolüdür ekmek.

E) GEMİCİK SÖMÜRÜ, TEKNE EMEKTİR

Kavgası var, teknesi var, aslanın ağzından midesine, oradan bağırsaklarına inişi var. EKMEK EMEKTİR. Soma’da yığın yığın, kan, ter, KAZMA, KÜREK, paslı maske, baret baret yaşamaktır, baret baret ölmektir. Ekmek, Karadeniz’de köpük, dalga, AĞ, FIRTINA ölmektir. Kırda, köyde nasır nasır biçmek, yığım yığım toplamak, tezek üstüne tezek eklemek, yıkamak, yuğmak, AŞ ETMEK, hamur etmek, DAVAR GÜTMEKTİR. Ekmek, karda, kışta, sıcakta, yangında, tuğla üstüne tuğla koymak, BETON KARMAKTIR. Hastanelerde nöbet tutmak, yaşatmak için didinmek, kaybedince dayak yemek; pastanelerde, fırınlarda ateş nöbet hamur karmaktır. Çöp toplamak, kıymık kıran ağaç çiçek budamak, iğne iplik, gece gündüz dikmek, örmek, İLMİK ATMAK, bebek belemek, eğitmek, öğretmek, kara tahtada yazı yazgı tebeşir tozu yutmaktır. Demir dövmek, bakır işlemek, danışılmak, dövüşülmek, düşünmek, DÜŞÜNMEK ve düşünmektir. Söylemek, anlatmak, yazmaktır ekmek. İnsan için yazmak, kafa, göz, beyin patlatmak ve bunun için ve taşıyamadığın tüm yükler için, bilip de anlatamadıklarının sorumluluğu, vicdan muhasebesi ve halkın için dirsek çürütmek, ömür tüketmek, zindanlarda kararıp, zindanlarda ağarmaktır EKMEK. Vatan için ÖLMEK ve belki daha da kötüsü vatan için ÖLDÜRMEKTİR ekmek.

F) EKMEK TEKNESİ Mİ, POLİS TEKMESİ Mİ?

Adını duyar duymaz “Budur!” dedim. O benim hep beklediğimdi. Yıllardır Yaşar Nuri Öztürk düzelsin, toparlansın diye bekledim. Çünkü şu anda, bu konjonktürde Türkiye’nin ihtiyacı olan profil, din simsarlığına karşı durabilecek bir isimdir. İhsan Eliaçık’lar, Eren Erdem’ler bu yüzden yeşerdiler. Yaşar Nuri kendiyle kavgasını da, gerçek inançtan uzaklaşanlarla kavgasını da bir türlü bitiremedi. Onun bildiklerini bilmeyenleri azarlamaktan vazgeçemedi. O da bir tür “LİDER” olmak yerine, “REİS” olmayı tercih edecek gibi göründü. Egosu; bilgisinin, ilminin, irfanının önüne geçecek birini istemiyorum. İdeolojisi, inancı, fikri, zikri, terbiyesinin, edebinin, adabının, insan, canlı, doğa, vatan sevgisinin ve hepsinden önce hayata saygısının önüne geçebilecek birini istemiyorum. Vicdansız, merhametsiz, ahlâksız ve zalim birini istemiyorum. Ama bu halk “Ne olursa olsun, dindar olsun,” diyorsa, o zaman tüm bunların yanında dindar da olsun. EKMEK EDEPTİR, EKMEK HAKTIR, EKMEK SEVGİ ve SAYGIDIR.

G) EKMEK, NİMET, KUR’AN ÇARPSIN Kİ…

Benim ekmekli ve başak tarlalı logoya dair güçlü çağrışımlarımdan bir tanesi de bu söylem, bu yemindir. “Ekmek, nimet, Kur’an çarpsın ki ben almadım, ben yapmadım, ben çalmadım, ben soymadım, yalan söylemedim, iftira atmadım, ben dolandırmadım.” Ben de lafı fazla dolandırmayarak diyorum ki, acaba o ekmek, bir İLÂHİ ADALET SEMBOLÜ müdür? Bütün bunları yapıp da, “Yapmadım,” diyenleri, hatta kendi yaptıklarını bir başkası yapmış gibi projekte edenleri çarpacak bir Allah sopası mıdır? Ya da insanların ekmeğiyle oynayanlara bir atıf mıdır? Bir gönderme, bir mesaj mıdır? Ekmeleddin İhsanoğlu, bir söz sanatı ustası olduğu kadar, bir işaret dili ustası da aynı zamanda. Sokak çetelerini, kıvrak zekâsının ürettiği küçük bir manevrayla püskürtebilen MUZİP BİR DELİKANLI gibi… O, sokağın köşesinden usul usul yürüyüp gittiğinde, çete üyeleri ancak kendilerine gelebiliyor ve her defasında yenilgiye uğramış olmanın verdiği öfkeyle giderek daha fazla bileniyorlar.

H) YEMEZSEK ARKAMIZDAN AĞLAR

Bu ekmek başka ekmek… Çocukluğumuzdan bu yana, yememiz için ısrar edilen hiçbir ekmeğe benzemiyor. Onu yemediğimiz için, o bizim arkamızdan değil, biz onun arkasından ağlayacağız. Ama geçmiş olacak, artık çok geç olacak! Belki de onu bir daha hiç göremeyeceğiz. Yere düşürdüğümüzde, utançla, suçlulukla ÜÇ KERE ÖPÜP ALNIMIZA KOYDUĞUMUZ ekmek, daha da artan bir şiddetle ENSEMİZE VURULUP AĞZIMIZDAN ALINAN LOKMAYA dönüşecek. O kadar saf, o kadar ezik ve korkutulmuşuz ki… Vurulmadan, alıp elimizle, bile isteye verir gibiyiz. “Ne olur vurma amca,” der gibiyiz. Çünkü vurdular, uçurtmayı vurur gibi vurdular. “Vurma, öldük,” dedik, gene vurdular. Bu bizim vurulmadan, ölmeden, onurumuzla kazanacağımız belki de SON EKMEK olacak.

I) EZİLMİŞLERİN EZENİ, ATATÜRKÇÜLÜĞÜN ÇÜLÜĞÜ

Atatürkçü mü, öyle diyor. Değilse de saygılı. Yeterince Atatürkçü değilmiş, güya siyaseten “Öyleyim,” demiş. Desin, vicdanı, ahlâkı Atatürkçülüğünün arkasından gelmesin. Sünniliği Alevilere, Türklüğü Kürtlere gölge etmesin, yeter. Biz ne ATATÜRKÇÜLER GÖRDÜK, SADECE ÇÜLÜKLERİYLE KALDILAR. Ne GÂVURLAR GÖRDÜK, ATATÜRK’Ü BİZDEN DAHA ÇOK SEVİP SAYDILAR. Hayatta hiçbir şey demekle olmuyor. Tamam, söylem önemli, ama geleceği teminat altına almıyor!!! Alsaydı, bugün bu duruma gelmezdik. KİMSESİZLERİN KİMİ OLMAK, kimsesi olduğunu düşündüklerini kimsesiz bırakmak değildir. EZİLENLERİN SESİ OLMAK, EZİLMİŞLERİN EZENİ olmak değildir. Ben bir ekmek teknesi istiyorum, kimim kimsem var, okudum, çalıştım, elim ekmek tutuyor diye kimsesiz bırakılmak, geçmişte ezilenlerin yerine ezilmek, elinden ekmeği alınmak, anasına, atasına hakaret edilmek, tokatlanmak ve tekmelenmek istemiyorum. Ben bir EKMEK TEKNESİ istiyorum, bölüşmek, paylaşmak, aynı sofralarda birlikte barış içinde yiyip içmek istiyorum. Kimsenin hakkını yemeden, kimseye hakkımı çaldırmadan, sahip olduklarımı paylaşarak, değer vererek, değer görerek insanca yaşamak istiyorum.
Bütün bunlar yüzünden o kocaman BAŞAK TARLASI olan TÜRKİYE HARİTASI benim için en doğru logodur. ÖZELLEŞTİRME, TAŞERONLAŞMA, HAKSIZ KAZANÇ, RÜŞVET, ADAM KAYIRMA İSTEMİYORUM. Emek vermeden kazanç istemiyorum. Köşe dönmecileri, yalancıları, sahtekârları istemiyorum. Ben bölünmek, parçalanmak, ötekileşmek, ötekileştirmek, ötekine beriki, berikine öteki olmak istemiyorum.
Gözümün önünde, kırk kere uyardığım bir firmanın iskelesinden düşen bir işçinin ölümünü seyretmek, yıllarca bunun utancını ve acısını yaşamak istemiyorum. Atatürkçü olduğunu söyleyip, evinde çalıştırdığı insanları sofrasına oturtmayan, sigortasını yaptırmayan, tırnaklarını kesmekten aciz, ucuz, uyduruk kadınları da istemiyorum. Türbanlı olduğu için okuyamayan, türbanı savunduğu için üniversiteden atılan hocaların yaşamak zorunda olduğu bir ülke de istemiyorum. Kırk derece sıcağın altında sokakta çalışan belediye işçisine “Sen” diye hitap eden, apartman görevlisine selam vermeyi zul addeden laikleri de istemiyorum. BUNLAR ATATÜRKÇÜYSE ben artık ATATÜRKÇÜ olmak da istemiyorum. İnsan kafasını futbol topu yapan canilerin tır tır, tüfek tüfek komşularıma taşındığını bildiğim bir ülkede yaşamak onursuzluğunu ve lanetini omuzlamak istemiyorum. Bunlar ve buna göz yumanlar, bunlara arka çıkıp yardım ve yataklık edenler, halen bunlara şirin görünmeye çalışıp, bunları destekleyenler, acımasızlıkları acımasızca ekranlara taşımaktan imtina edenler, para için, çıkar için, alt tarafı bir SOMUN EKMEK için susanlar… Bunlar MÜSLÜMANSA BEN ARTIK MÜSLÜMAN OLMAK DA İSTEMİYORUM.

İ) GEMİCİKLERDE TALİM, BAHRİYELİ ZALİM

Ben artık sadece İNSAN OLMAK, İNSAN KALMAK istiyorum. Ona “Mıy mıy konuşuyor,” diyorlar. Televizyonun sesini açın o zaman!!! “Mış mış,” diyerek, miş miş gibi zikrederek atıp tutan biri yerine, mıy mıylayan birini tercih ediyorum. Masaya yumruğunu vurmuyormuş! Vurmaz, vursa kendiyle çelişir, tutarlı olmaz. “Yurtta ve cihanda sulh”u masada çözmekten yana olan biri niye yumruğunu vursun ki? Kaldı ki o bir MONŞER! Biz ne yumruklar gördük, vurduklarıyla kaldılar. Bir de nedir; bağırıp, çağırmıyormuş. Fazla yumuşakmış. Çünkü İNSAN! Ne kadar vahşileştiğimizi, kavgaya, şiddete ne kadar eğilimli hale geldiğimizi görmüyor musunuz? Bağıran, çağıran, sövüp sayan, ağzından salyalar sıçratarak konuşan, sürekli nefret söylemleriyle rakiplerini, halkını hedef gösteren insanları ne kadar kanıksadığımızı, şiddet ve korku kültürünü nasıl içselleştirdiğimizi görmüyor musunuz? Bakın, dönüp içinize bakın; çünkü masaya yumruğunu vuran birini aramak bütün bunların bir delilidir. Artan kadın cinayetlerini, cinsiyet ayrımcılığı içeren ağız dolusu küfürleri, çocuk tacizlerini, jandarma ve polis şiddetini kınamayın o zaman. Biz, KORKU VE ŞİDDET KÜLTÜRÜNÜ benimsedik. Uzun yıllardır böyle; için için korkuyoruz, bir o kadar da öfkeli, kızgın ve kavgacıyız. Ben masaya yumruğunu vuran birini istemiyorum. Elini masaya usulca koysun, bağırmasın, hakaret etmesin, kavga etmesin, mıy mıy ve mıy etsin. Beynimin içindeki seslerden, kavgalardan, içeride ve dışarıdaki komşularımızla kapışmaktan BIKTIM. Ben artık O BAŞAK TARLASININ İÇİNDE, HERKESTEN NE BİR EKSİK NE DE BİR FAZLASI OLMAYAN BİR BAŞAK KADAR RAHAT VE HUZURLU YAŞAMAK İSTİYORUM. ÇÜNKÜ ÇOK YORULDUM. ARTIK SADECE DİNMEK İSTİYORUM.
EKMEK DİNMEKTİR, BARIŞTIR, EKMEK UZLAŞMADIR. Ekmek, ektiğini biçmektir. Bu yüzden, barış için, sevgi için, adalet için ve “EKMEK için EKMELEDDİN İHSANOĞLU” diyorum. Kerhen değil, ehvenişer değil, içime sine sine EKMEL AMCA diyorum.

TAŞLANMAK için DEMİRTAŞ
ÖÇ ALMAK için ÖCALAN
GEMİCİKLERDE TALİM, BAHRİYELİ ZALİM
GÜLMEK için FETHULLAH
ALLAH için ABDULLAH… Diyenlere de Allah için hiçbir sözüm yok. Sadece kısa bir alıntı paylaşıyorum o kadar; “O karıncaları ben öldürmedim, başımıza taş yağarsa hesabını siz vereceksiniz.” (#direnbocek, 2014, Ş.K.)
Temmuz 2014, Sosyal Psikolog Şebnem Kartal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>