Neden Yazıyorum?

sebnem_kartal_1

Pınar’a sordum, “Neden yazıyorum?” “Ne bileyim,” dedi. “Sevinince yazıyorsunuz, üzülünce yazıyorsunuz, coşunca, kızınca, çıldırınca…” Sonra da dönüp, “Alkoliklerin içmeye bahane bulmaları gibi oldu,” diye ekledi.

Doğru tespit, yalan değil bir çeşit bağımlılık durumu bu. “Yazmasam ölürüm, deliririm, hasta olurum,” diyenlerin hepsine katılıyorum. Ama özgün bir yanıt bulma hedefim var bu soruya. Her sorumun yanıtını yazarken bulduğum gibi bunu da bu yazının sonunda bulacağım sanırım. Dolayısıyla cevap listemin a şıkkına “kendimi bulmak için” yazabilirim;

a) Kendimi bulmak için…

b) Sorularımın yanıtını aramak için…

Kâğıt, ayna oluyor insana. Nesin, kimsin, neyin peşindesin, hepsi önüne düşüyor. Satır satır, sayfa sayfa… Sevdiğin, sevemediğin, uzak durduğun ve senden uzak duran insanlar… Onları da tanıyorsun yavaş yavaş. Höykürmeden, çemkirmeden, ortalığı birbirine vermeden hesaplarını görüyorsun nezaketle. Öyleyse;

c) Yüzleşebilmek için…

d) Negatif duyguları kontrol etmek için…

e) Ötekini anlayabilmek için…

Terapötik bir etkisi var yazmanın. Diğer tüm sanat dallarında olduğu gibi… Ama söz sanatları başkadır. En temel iletişme aracımız olduğu için sanırım. Sözcükler hasta eder. Ve yine onlar iyileştirir. Terapistler çevremizdekilerin bizi hasta eden sözleri yerine, iyileştiren sözcükler söylemek için mi varlar diye sorabiliriz tabii. Kim bilir, belki… Daha çok dinlemek için oturmalılar karşımıza. Söylediklerimizin altını çizmek için, ağzımızdan çıkanı duymamızı sağlamak için. Tıpkı üstüne döşendiğimiz kâğıtlar gibi… Dolayısıyla neden yazıyorum biliyor musunuz? Hep söylendiği gibi,

e) İyileşmek için…

Yine de yazmanın daha ulvî bir sebebi olmalı diye düşünüyor insan.

f) Paylaşmak gibi…

g) Aktarmak gibi…

h) Gelişimi süreğen kılmak ve sürece katkıda bulunmak gibi…

Daha bencilce sebepleri de olabilir yazarın. Başka ne için yazabilir?

ı) Yaşadıklarına tanıklık edecek birine ihtiyaç duyduğu için…

i) Ölümünden sonra arkasında bir iz bırakabilmek için…

Biraz da bu yüzden çocuk yaparız ya zaten. Bestekâra sorarlar, “En sevdiğiniz eseriniz?” Yazara sorarlar, “En çok hangi romanınızı beğenirsiniz?” Cevap çoğunlukla benzerdir, “Hepsi benim çocuğum gibi…” Çocuklarını birbirinden ayıramayan anne babaların sözleri de böyledir. Soyumuzu devam ettirir yazılar…

Bu kadar varken, böylesine doludizgin yaşarken, aniden çekip gitmek zorunda kalmak ne kadar ağır. Bir zamanlar yaşamış olduğunu kanıtlamak istiyor insan. “Vardım, oldum” demek istiyor. Yazıyorum,

j) Ölümsüzleşmek için…

Böyle derin anlamlar atfetmek zorunda da değiliz tabii. Kendini bilinir kılmak için de yazabilir insan.

k) Tanınmak için…

l) Şöhret olmak için…

m) En iyi satanlar listesine girebilmek için…

n) En çok vergi verenlerden olabilmek için…

Fantezilerin sonu yok elbette. Yine de bu son şıklara kuşlar bile inanmaz. Yazarak şöhret olan, yatlar, katlar alan kaç isim vardır dünyada? Çok daha kolay yolları var tabii ki. Üstelik Türkiye’de yazarak hayatını kazanmak bile hoş bir seda iken gök kubbede. Hele ki, neredeyse bütün şair ve yazarlarımızın yoksulluk içinde yaşadıkları, evsiz barksız sonlanan hayat hikâyelerini okuyup dinledikten sonra…

Böyle bakınca bir çeşit delilik durumu gibi duruyor yazarlık. Freud’un yazarlarla ilgili ilk sözleri çok çarpıcıdır; yazarların hiçbir zaman gerçek tedaviye yanaşmayan, terapiyi reddeden inatçı nevrotikler olduğunu iddia etmiştir. Bu vakaların bu yüzden yazdıklarını, böylece kendilerini delirmekten kurtardıklarını söyler. Diğer yandan terapistlerin büyük bir çoğunluğu yazmak ister. Çoğu yazar ve bir kısmı da yayınlar. Nitekim Freud da yazmıştır! Ve daha da ilginç olanı, psikanalitik kuramın kurucusu, yaşamı boyunca onca başarıya imza atmış bu önemli insan tek bir ödül almıştır; Goethe Edebiyat Ödülü!

Burada bir tutarsızlık olduğu düşünülmekle birlikte, konunun içinde tutarlı bir yan da vardır; Freud kuramını edebî eserleri inceleyerek oluşturmuştur. Yani bir çeşit delilik içinde olan edebiyatçıları ele almıştır. Fakat ilâhî adalet bunun sonucunda kendisini de bir edebiyatçı yapmıştır!

İşte o günden beri delilikle dâhilik arasında ince bir çizgi oluşmuştur. Uzaktan bakınca anlayamazsınız; deli midir, dahi midir? Yakından bakınca hiç anlayamazsınız zaten, hatta dikkat, bulaşabilir!

Kendini ifade etmek arzusuyla yazan insanlar bir taraftan da sosyal ya da duygusal yalnızlıklarını mı gidermeye çalışıyorlar acaba? Yalnızlığın, pek çok şairin ve yazarın en sık çalıştığı tema olduğu da düşünülürse bunu söylemek yanlış olmaz sanırım; yazıyorum,

o) Yalnız olduğum için…

ö) Anlatmak, anlatabilmek, anlaşılmak için…

p) “Öyleyse varım” diyebilmek için…

Peki, korkular? Yanlış anlaşılma korkusu, söylemediğinin söylendiğinin iddia edilmesi, yalanlar ve iftiralar. Ki bugünlerde çok moda… Bkz. Tüm televizyon kanalları ve gazeteler… Yazı, söylenmiş sözlerin ispatıdır. Söylenmemiş sözler ise, söylenmeyeceklerin teminatı… Çünkü insanın bir tarzı, bir duruşu vardır. Söyleyebilecekleri ve asla söyleyemeyecekleri vardır. Öyle düşünmez ki, öyle yazsın. İşte yazı, o duruşun, o düşüncenin aynasıdır. Yazıyorum,

r) Sözüm uçtuğunda yazım kalsın diye…

s) Söylemediklerim peşimi bıraksın diye…

ş) Onurum için yaşadım, kirletmesinler diye…

Söylemediklerimden kurtuldum, peki ya söylemek isteyip de söyleyemediklerim? Veremediğim yanıtlar, gençtim toydum, haksızlığa uğradım. İçimde kalanlar, ruhuma batanlar, acılar, acıtanlar… Bütün o sessizlikler, suskunluklar… Belki de bu yüzden, “anlatsam roman olur” diye bir cümlesi var hayatın. Yazıyorum,

t) Sustuklarımı kusmak için…

u) Geçmişle hesaplaşmak için…

Bir de yaşayamadıklarım var elbette. Onlara da bir çare midir yazmak? Olmadı, yapamadım, yarım kaldım. Belki de saklandım… O zaman; derdim dermanım oluyor. Öyleyse sözcüklerim bu kez,

ü) Ortaya çıkmak, görülmek için…

Belki biraz da hata yapmak endişesidir yazdıran. Korktuğun ya da utandığın için olamadığın bir karakteri yazarak ortaya koymak gibi. Ya da belki yeni benler yaratmaktır maksat. Bir ömrü tekrar tekrar yaşamak gibi bir lüksümüz olmadığına göre, yazıyorum,

v) Hayatımı müsveddeye çekmek için…

y) Bir roman kahramanının arkasına sığınıp kendimi yaşamak için…

Alfabenin sonuna geldim. Yazmamın sebebini anlattığım harfler bile tükendi. Fakat ömrüm tükenmedi, çünkü yazıyorum. Yazdığım için mi ölmüyorum yoksa ölmediğim için mi yazıyorum, bilmiyorum. Benim için yazmak yaşamaktır! Yazmak nefes almaktır. Bu yüzden mahpuslara düşer, yine yazarlar. Eza, ceza çekerler ama yazarlar. Ölürler, öldürülürler yine yazarlar. Çünkü bazıları için yaşamak yazmaktır. Yazıyorum,

z) Sadece onlardan biri olduğum için…

Hayır, bitmedi. Zaten bu yüzden yazıyorum. Bitmediği için… Yazmak kanıksayanları dağıtmaktır, oyunları bozmaktır. İsyan etmek, sistemlere baş kaldırmaktır. Devrim etmek ve devirmektir! Sözlüklerin dışına taşmak, yeni sözcükler türetmektir. Bu uğurda başka alfabelerden çalmaktır. Sende olmayanı gidip olduğu yerden çıkarıp kendine mal etmektir. Yazıyorum, bildiğim tüm sözcükler,

q) Kifayetsiz olduğu için…

Belki çok daha basit bir nedenim var, henüz bilmediğim, keşfedemediğim. Ya da belki bu bir neden değil. Sadece bir istek, bir arzu… Olamaz mı? Sadece ruhumu doyurmak için yazamaz mıyım? Yaşamak için çok mu nedenimiz var sanki. Geldik gidiyoruz. Bunun gibi işte, elimize kalem verdiler, yazıyoruz. Evet, yazıyorum,

w) Bir hikâyem olduğu için…

Bazen yazı biter ama ben bitmem. Olmadı, bulamadım. Yanıtlarımın hiç biri beni tatmin etmedi. O zaman en başa dönerim. Tam da az önce ifade etmeye çalıştığım gibi; yazmak yaşadığın ömrün en başına dönebilmektir. Şimdi ben olmadığı her durumda yaptığım gibi a şıkkına giderim.

a) Kendimi bulmak için…

Doğru, ilk ve son aklımıza gelen her şey ne kadar doğruysa bu da o kadar doğru! Evet, bir hikâyem var (son şık) ve evet, kendimi bulmaya çalışıyorum (ilk şık.)

İçinde kendimi bulacağım bir hikâyem olsun istiyorum. Bu yüzden yazıyorum (çok şık.)