Sarı Sıcak Bir Yolculuk

Sarı Sıcak Bir Yolculuk, geçmişin karanlığında, fotoğraflar, rüyalar ve anılar içinde, kendi gerçeğini ve kimliğini arayan bir kadının içsel yolculuğunun hikayesi... Devamı »

Kağıt Kayıklar

“Bir geldim erguvanlar, bir döndüm mimozalar kaldı mendilimde. Mendilim de yoktu ya, kitap aralarında saklardım anıları. Ayraçlar çıktı, kâğıt kıvrımlarından duraklarımızın izleri silindi sayfalardan. Kenarında... Devamı »

Şebnem Kartal Kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. 1995 yılında aynı üniversitede, sosyal psikoloji yüksek lisans programını tamamlayarak psikolojide uzmanlık derecesi aldım. Devamı »

 

YEMEK VE DUYGUSAL DOYUM

“Yemeğiniz ilacınız, ilacınız yemeğiniz olsun.”

                              Hipokrat

Yemeğin fiziksel doyum yanında, duygusal doyumla bağlantısı ilk olarak bebeğin doğumuyla başlar. Anne ve bebek arasında yaşanan ilk duygusal bağ böyle kurulur. Yemek ile sosyalleşme arasındaki ilişki de bu ilk alışverişle ortaya çıkmış olur. Yetişkin olduğumuzda da tıpkı karnımız doyarken annemizle yaşadığımız o özel anlar gibi zamanlar yaşarız. Evlerde verilen yemek davetleri, birlikte yemeğe çıkmalar, yeni tarifleri tattırmalar, ikramlar, ziyafetler… Hepsi yemeğin sosyal ve duygusal açıdan sağladığı doyumun bir göstergesidir.

            Yemek, düşündüğümüzden çok daha fazla bedenimizi, vücut kimyamızı ve ruh halimizi etkilemektedir. Yemekle ruh hali arasındaki ilişki, serotonin, dopamine, norepineprin gibi nörotransmiterler üzerinden sağlanır. Bu beyin kimyasallarının azlığı ya da çokluğu ruh halinin pozitif ya da negatif oluşunu etkiler. Bazı yiyecekler bunların daha fazla salgılanmasını sağlarken, bazıları daha az salgılanmasına yol açar. (1)

Yemek ile ruh hali arasındaki ilişki üzerine pek çok araştırma yapılmıştır. Bunlardan en önemli ve çarpıcı olanı “The Mood and Food Project” “Ruh Hali ve Yiyecek Projesi” adıyla bilinen, 1998’de Amanda Geary tarafından başlatılmış olan çalışmadır. Araştırma, İngiltere Ruhsal Sağlık Birliği Mind tarafından Milenyum ödülüne layık görülmüştür ve Cyrill Corden Trust sponsorluğunda gerçekleştirilmiştir. (2)

 

 

Duygusal sorunların ve ruhsal problemlerin ilaç ve psikoterapi yoluyla giderilebildiği bilinmektedir. Bu çalışma, beslenmenin de semptomları azaltmakta ve ruhsal sağlık sorunlarını gidermekte alternatif ve tamamlayıcı bir unsur olduğunu kanıtlamak için yapılmıştır. Çalışmaya 26 ile 55 yaş arasında iki yüz kişi katılmıştır.

 

Çalışmaya katılan kişilerin %88’i, diyetlerinde ve beslenme alışkanlıklarında yaptıkları değişimin ruh sağlıklarını olumlu yönde etkilediğini söylerken, %36’sı ise iyileşmelerini tamamen beslenme alışkanlıklarını değiştirmelerine bağlamıştır. Çalışma, vücutta stres yaratan bazı yiyeceklerin kesilmesi, ruh haline iyi gelen yiyeceklerin tüketiminin diyete eklenmesi ve yeme alışkanlıklarında değişiklik yapılmasını kapsamaktadır.

 

Araştırma sonuçlarına göre, çalışmaya katılan kişiler “positif modu olumsuz yönde etkileyen yiyecekler”i yüzdelerine göre aşağıdaki şekilde rapor etmişlerdir;

Şeker  (%80)

Kafein  (%79)

Alkol  (%55)

Çikolata  (%53)

Buğday içeren yiyecekler  (%48)

Katkı maddesi içeren yiyecekler  (%47)

Süt ürünleri  (%44)

Doymuş yağlar  (%39)

 

Sonuçlardaki ilk dört madde oldukça çarpıcı görünmektedir. Çünkü pek çok insan çikolata başta olmak üzere şeker, kafein ve alkolü rahatlamak için ve özellikle moralleri bozuk olduğunda tüketmektedir. Bu da bize bazı yiyeceklerin etkilerinin kişiden kişiye değişim gösterebileceğini düşündürmektedir. Örneğin, 1994’de Michener ve Rozin’in yaptığı bir çalışmada çikolatanın pozitif mood destekleyici özelliğinin olduğu ispatlanmıştır. (4) Bunun yanı sıra Ottley (2000) yaptığı araştırmada, yenen çikolatanın miktarının, pozitif modu destekleyici özelliğini belirlediğini kanıtlamıştır. (5)

 

Yine çikolata gibi kafeinin de pozitif mood üzerinde olumlu etkileri olduğunu ispatlayan çalışmalar bulunmaktadır. Örneğin bir araştırmada kafeinin dikkati artırıcı ve uyarıcı etkilerinin olduğu, ancak bazı kaygılı kişilerde anksiyeteyi artırıcı özelliğinin bulunduğu gözlemlenmiştir. (6)

 

Yeniden, Amanda Geary’nin (1998), “The Mood and Food Project” “Ruh Hali ve Yiyecek Projesi” çalışmasının sonuçlarına dönecek olursak, araştırmaya katılan deneklerin “pozitif modu destekleyen yiyecekler” i aşağıdaki şekilde rapor ettikleri görülmüştür;

Su  (%80)

Sebze  (%78)

Meyve  (%72)

Balık  (%52)

Kuruyemiş ve tohumlar  (%51)

Tam tahıllı yiyecekler  (%50)

Protein  (%41)

Organik yiyecekler  (%36)

 

Araştırmanın en çarpıcı taraflarından biri ise, katılımcılar içinde belirli bir ruhsal sağlık sorunu olan kişilerin rapor ettikleri sonuçlar olmuştur.

Ruh hali dalgalanmaları  (%26)

Anksiyete ve panik atak  (%26)

Yeme bağımlılığı  (%24)

Depresyon  (%24)

Saldırgan tutumlar  (%22)

Konsantrasyon ve hafıza problemleri  (%19)

Premenstrual sendrom  (%17)

Obsesif – kompulsif duygular  (%11)

Hiperaktif ve manik duygular  (%9)

Yeme bozuklukları  (%6)

Psikotik ataklar  (%4)

 

Tanı almış hastalarda bile yiyeceklerin bu kadar etkili olması oldukça çarpıcı. Yiyecekler ve ruh hali arasındaki ilişkiyi inceleyen pek çok araştırma bulunmaktadır. Bunlardan bir başkası da Wurtman ve Wurtman (1989) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada karbonhidrat açısından zengin yiyeceklerin depresyonu azalttığı ve bunun özellikle obez, premenstrual sendromu olan ve mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşayan kişilerde etkin olduğu gözlenmiştir. Deneklerde karbonhidrat tüketimi arttığında serotonin seviyeleri artarken, protein açısından zengin bir diyet uyguladıklarında beyindeki serotonin seviyesinin azaldığı gözlenmiştir. (3)

 

Görüldüğü gibi yemek ve ruh hali arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Tüketilen besinlerin, kişilerin onları yedikleri saatten tutun, yaşlarına, cinsiyetlerine, beslenme geçmişlerine ve yiyeceğin miktarına kadar, ruh hali üzerinde yaptığı değişim etkilenmektedir. (7,8)

 

Spring ve arkadaşlarının (1983) 184 kişi üzerinde yaptığı araştırmada bir grup katılımcı protein yönünden zengin, bir diğer grup da karbonhidrat yönünden zengin yiyecekler tüketmiştir. Besinlerin etkileri kadın ve erkek deneklerle, genç ve yaşlı denekler arasında farklılık göstermiştir. Örneğin, kadınlar karbonhidrat yedikten sonra uykularının geldiğini söylerken, erkekler rahatladıklarını, sakinleştiklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca kırk yaş ve üzeri denekler dikkatlerinin dağıldığını söylemişlerdir. Bunun yanında güne erken başlayan katılımcılar için sabah ve öğle saatlerinde yaptıkları besin seçimleri daha önemliyken, güne geç başlayan gece insanları zengin bir kahvaltı yapmadıklarında ki bu kişiler genellikle kahvaltı yapmamayı tercih ediyorlar, bilişsel ve zihinsel performanslarının azaldığı gözlemlenmiştir. (8)

 

 

Referanslar

  1. Prasad, C. (1998). Food, mood and health: a neurobiological Outlook.

Brazilian Journal of Medical and Biological Research, 31(12): 1517-1527.

  1. Amanda Geary (1998) The Mood and Food Project. The Food and Mood Self-help Report. PO Box 2737, Lewes, East Sussex, BN7 2GN, UK.
  2. Benon D. & Donohoe, RT. 1999. The effects of nutrients on mood. Public Heath Nutrition, 2(3A): 403-9.
  3. Macht, M. & Dettmer, D. 2006. Everyday mood and emotions after eating a chocolate bar or an apple. Appetite. 46(3): 332-336
  4. Ottley, C. 2000. Food and mood. Nursing Standard, 15(2): 46-52
  5. Rogers, P. 1995. Food, mood and appetite. Nutrition Research Reviews, 8: 243-269.
  6. Rogers P.J. & Lloyd H.M. (1994). Nutrition and mental ferformance. Proceedings of the Nutrition Society, 53: 443-456.
  7. Spring, B et al. (1983). “Effects of protein and carbohydrate meals on mood and performance: interactions with sex and age”. Journal of psychiatric research (0022-3956), 17 (2):155.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>